Mikrobiyota

Bakteriler Hakkında Neler Biliyoruz?

Bakteriler birer prokaryottur. Günümüzde ise prokaryotlar biyosfere hakimdir. Biyokütle olarak isimlendirilen toplam kütleleri ökaryotların toplam kütlelerinden 10 kat daha fazladır. Yani, bir avuç toprakta ya da insanın ağız içinde bulunan prokaryot sayısı yeryüzünden bugüne kadar yaşamış insan sayısından fazladır.

Bakterilere yaşam olan her yerde rastlanılabilir. Ve fazla sıcak, fazla soğuk, fazla tuzlu, fazla asidik ya da fazla bazik gibi ekstrem ortam koşullarında gelişebilirler. 

Bakterileri belki de hep hastalık yaparken duydunuz. Fakat yararlı bakteriler zararlılardan daha fazladır. Bizler bu yararlı bakterilerle uyumlu, dengeli bir yaşam sürdürebiliriz. Yeter ki yararlı bakteriler kaybolup yerlerini zararlı, hastalık yapıcı bakterilere terk etmesinler.

Biz de bu yazımızda vücudumuzda bulunan 2 kilo ağırlığındaki ve bilim insanlarının yeni bir organ olarak nitelendirdiği “Mikrobiyota”dan bahsedeceğiz.

Mikrobiyota

mikrobiyota

Mikrobiyata terimini ilk kez, 1958’de Nobel Tıp Ödülü’nü kazanan ABD’li Joshua Lederberg kullandı. Mikrobiyota; vücudumuzda yaşayan mikroorganizmalar sistemini, milyarlarca mantar, bakteri ve tek hücrelilerden oluşan, hayati öneme sahip, çok hassas bir süper organı anlatıyor. Her insan, bünyesinde iki kiloya kadar mikrop taşıyor.

Vücudumuzu paylaştığımız mikroorganizmaların oluşturduğu topluluğun tümüne Mikrobiyota, bu topluluğun toplam gen yapısı ve etkileştiği çevrenin hepsine birden de Mikrobiyom adı verilir. Birlikte yaşadığımız Mikrobiyota, insan hücrelerinden on kat fazla sayıda mikroorganizma ve insan genomundan yüz elli kat fazla sayıda gen içerir. İnsan mikrobiyotası deri, üreme organları, solunum ve en çok da bağırsak sisteminde yerleşmiştir. Bağırsaklarımız geniş yüzey alanı ve mikroorganizmalar için zengin besin maddeleri içermesi sebebiyle vücudumuzdaki en yoğun ve en çeşitli mikroorganizma topluluğunu barındırmaktadır.

Human Microbiome Project (HMP)

Nasıl her bireyin ayrı bir genomu varsa, ayrı bir mikrobiyatası da var. Bu karakteristik mikro canlılar topluluğun varyasyonlarını araştırmak için 2008’de Human Microbiome Project başlatıldı. Ortalama 80 enstitü insanların içinde ve üzerinde yaşayan tüm mikroorganizmaların gen havuzunu araştırıp kataloglamaya çalışıyor.

Antibiyotiğin Mikrobiyotaya Etkisi

Antibiyotiklerin, bağırsak florasını bozarak kilo aldırıcı özelliği mevcut. Bu nedenle gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmak gerekiyor. Antibiyotiklerin, öldürmesi gereken zararlı bakterileri öldürürken bağırsaktaki iyi bakteriler de ölüyor. O nedenle antibiyotik bitiminden sonra probiyotik destekleriyle Bağırsak Mikrobiyota’sını eski haline döndürmek gerekiyor. Eğer antibiyotik kullanacaksak da “akılcı ilaç” uygulamasının gereklerini yerine getirmeliyiz.

İkinci Beyin; Bağırsak

bağırsak

Bağışıklık sistemimizin yüzde 80’ini oluşturan bağırsak mikrobiyotası, sağlıklı bir yaşamın temel unsuru. Bağırsak mikrobiyotasının yüzde 85’lik kısmı dost bakterilerden (probiyotik) oluşuyor. Bu faydalı probiyotikler, yiyeceklerle aldığımız hastalık yapıcı mikroorganizmaların bağırsak duvarından içeri geçmesini engelleyerek bizi iltihaplı bağırsak hastalıkları, ishal, obezite, karaciğer yağlanması ve kolon kanseri gibi birçok hastalıktan koruyor.

Bağırsak mikrobiyotasında en az 1000 tür bakteri bulunuyor. Bunlar vücudumuzda fizyolojik, metabolik ve immün sistem üzerinde oldukça kompleks ve aktif görevler üstleniyor. Mide ve ince bağırsak tarafından sindirilemeyen besinlerin sindirimine yardım eden, B ve K vitaminlerinin yapımını sağlayan, hastalık yapabilecek (patojen) bakterilerin yerleşmesine engel olan bu bakterilerin en önemli özelliğinin bağırsak duvarında bir bariyer görevi görmesi olduğu belirtiliyor.

Bağırsak mikrobiyotasının dengesi zaman içinde bozulursa, vücut bazı hastalıklara karşı savunmasız kalıyor. Bağırsak epiteli normalde zararlı mikropların toksik maddelerini geçirmiyor. Bunda bağırsakta ‘probiyotik’ adı verilen dost bakterilerin rolü bulunuyor. Bu bakteriler, bağırsak sızdırmazlığı sağlayarak bir conta görevi yapıyorlar. Bağırsak bakterilerindeki en ufak bozulma, hastalık yapıcı bakterilerin veya toksinlerinin kan dolaşımına karışmasına ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden oluyor. Buna ‘sızdıran bağırsak’ veya ‘geçirgen bağırsak’ sendromu adı veriliyor. Bağırsak bakteri bozukluğuyla ilişkili birçok hastalık bulunuyor. Fonksiyonel ishal (diyare), enfeksiyöz ishal, fonksiyonel kabızlık, huzursuz bağırsak sendromu, gıda alerjileri, iltihaplı bağırsak hastalıkları, obezite, karaciğer yağlanması (hepatosteatoz), kolon kanseri, çölyak gibi birçok hastalıkta probiyotiklerin yararlı etkisini bu hastalıkların bağırsak bakterileriyle ilişkili olduğunu gösteren birçok makale yayımlanıyor. Otizm, depresyon, panik atak, kaygı bozuklukları, Parkinson, Alzheimer, multiple skleroz gibi hastalıkların da bağırsak mikrobiyotasıyla ilişkili olduğuna dair sonuçlar yayımlanıyor.

Mikrobiyotanın Önemi Nedir?

Mikrobiyotanın daha iyi anlaşılmasıyla insanın belli hastalıklara yatkınlığı daha iyi teşhis edilebilir, mikrobiyotaya yapılacak uygun kişisel müdahalelerle ise sağlık sorunlarından kaçınmak mümkün olabilir. Ayrıca araştırmacılar bu araştırmalarla, aynı ilacın neden bazı insanlarda mükemmel işlerken bazı insanlarda zayıf kaldığının ya da hiç işe yaramadığının cevabını da bulmayı umuyor.

 

Bilgiyi Yay
Merhabaa :) Ben Meysa Kardelen Akan. Moleküler biyoloji ve genetik lisans öğrencisiyim. Bilime her zaman ilgili ve meraklı oldum. Sorgulayıcı ve araştırmacı olmak beni her zaman bir adım öne taşımıştır. KreatifBiri'de hem yazarlık hem de sosyal medya yöneticiliği yapmaktayım. Sizlerin eleştiri ve yorumları kendimi geliştirmekte en büyük katkı, o yüzden yazılarım hakkında merak ettiklerinizi yorumlara ya da [email protected]'a yazabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın