Toplumsal polarizasyon, toplumun kutuplaşmasını ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Kutuplaşmaktan kasıt bir şeye, duruma fanatik bir taraf olmak değildir. Kutuplaşmaktan kasıt toplum bilinci dışında tutum sergilemektir. Toplumu oluşturan farklı sosyal kimliğe sahip insanların ortak bir ‘toplum bilincine’ sahip olmadığı, toplumsal refah için son derece tehlikeli bir durumdur.

Bu kavram Türkiye’de kendine nasıl vücut bulmuş? Biz neler yapabiliriz? Hadi bunlara bakalım.

Polarize ve Paralize Toplum

Polarizasyon yani kutuplaşma kavramını daha iyi anlamak için önce polarize ve paralize toplum kavramlarına bakalım.

Polarize Toplum

Toplumsal birliktelik söz konusudur. Toplum, beraber hareket eden, aynı amaca hızla yönelebilen bir yapıdadır. Toplumda sevgi, hoşgörü ve mutluluk egemen iken şiddetin esamesinin olmadığı bir düzen söz konusudur.

Paralize Toplum

Kısaca ‘toplumsal felç’ durumudur. Toplumun kriz, güvensiz, dağınık ve bunalım içinde bulunduğu kilitli bir yapı söz konusudur.

Türkiye’de Kutuplaşma

kutuplaşma

Günümüzde televizyonlarda konuşanların sıklıkla ‘Türkiye’nin kutuplaştığı’ ve “kutuplaşan Türkiye’de” şeklinde cümleye başladıklarını hemen hemen hepimiz biliyoruz. Bu duruma benzer bir şekilde 1990’lı yıllarda her konuda ‘küreselleşen dünyamızda’ ifadesi sıklıkla dile getirilmiş ve “entelektüel moda” olarak zihinlerde yer edinmişti. Günümüz entelektüel modası da ‘kutuplaşan Türkiye’ ifadesidir.

Ülkemizde her kesimden insanlar toplumsal bir analiz yaparken ‘bölünmüş bir toplum’ ifadesini sıkça dile getirmekte. Türkiye için bölünmüş bir toplum ifadesini kullanmayı mı seviyoruz? Yoksa bu ifade bilinçaltımızı kendine yer edinmiş kara delik mi?

Türkiye’de kutuplaşma anlamında başta gelen birkaç konu var:

Aile ve cinsellik

Kadının rolü ve Toplumsal cinsiyet

Demokrasi ve Yönetim sistemi

Ekonomik ve Sosyal adalet…

Bu liste daha da uzatılabilir. Ama ben bu yazıda içeriğini bildiğimiz ve ya bilmediğimiz bu konularda detay vermeyeceğim. Kısa anlaşılır bir şekilde düşüncelerimi aktarmaya çalışcam.

Türkiye’de kutuplaşma olmadığını hiç kimse iddia edemez, asıl önemli olan kutuplaşma artıyor mu? Toplumsal dokuya baktığımızda ‘değerler’ seviyesinde “toplumsal kumaş” dediğimiz düzeyde bir yırtılma olmadığını görüyoruz. Evet, bir kutuplaşma var fakat sanıldığı gibi korkulacak bir durum yok. Bir gün “toplumsal kumaş” yırtılırsa bundan herkesin haberdar olacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Bunu dile getirmek için ampirik seviyede çalışmalara da gerek kalmayacaktır. Çünkü o gün, artık bir arada durabilme ve toplum olma yetisini kaybetmiş insan kitleleri ortaya çıkacaktır.

Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli husus, toplumsal bölünmüşlük ile toplumsal çeşitliliği karıştırmamaktır. Bölünmüşlük, toplumsal yapıyı oluşturan farklı kimliklerin iyi yönetilmediği, topluma dahlinde başarısız olunduğu ve kimlik milliyetçiliğin artış gösterdiği, kavganın/şiddetin hakim olduğu bir yapıdır.

‘Çok Az’ Sosyal Uyumumuz Kaldı!

OECD’nin ‘sosyal uyum’(social cohesion) endeksine göre 155 ülke arasında Türkiye 120’nci sırada yer almakta. Neye göre 120’nci sıradayız?kutuplaşma

Sosyal uyum endeksinde ülkelerin, barındırdığı farklı sosyal kimlikler arasında uzlaşı, farklı sosyal kimliğe sahip insanları sahip olduğu ‘toplum’ bilinci ve toplumsal kutuplaşma olup/olmadığı gibi veriler dikkate alınıyor. Evet, Türkiye’nin ‘sosyal uyum’ anlamında sınıfta kaldığını söyleyebiliriz. Evet, bölünmüş bir toplumuz. “Bunları zaten biliyoruz.” dediğinizi duyar gibiyim, burada asıl dikkat çekilmesi gereken şey geleceğe etkilerinin nasıl olacağı ama bizler pek bunun bilincinde değiliz ne yazık ki.

Sosyal Uyumlu ‘Kelebek Etkisi’

Türkiye’nin yakın geçmişini ele aldığımızda, Türkiye’de 2002’de kişi başına düşen milli gelir 3 bin dolar iken günümüzde 11 bin dolar civarlarında. Türkiye kişi başına düşen milli geliri 25 bin dolara çıkarmayı hedeflemekte fakat hakim bir yanılgı var, 2002-2017 arası süreçte uygulanan politikalarla bundan sonraki süreçte aynen devam etmektir. Ne yazık ki aynı şekilde devam etmek aynı/pozitif bir sonuç vermeyecektir. Peki, neden aynı/pozitif sonucu vermeyecek?

Gayet basit aslında, bugün coğrafik olarak içinde bulunduğumuz bölge şimdiye kadar olmadığı kadar hareketli, bu durum dolaylı değil, doğrudan Türkiye’yi ciddi bir şekilde etkilemektedir. Türkiye’nin bulunduğu bölgesel ve küresel ortamda pozitif ivmeyi devam ettirebilmesi için son sürat yapısal ve toplumsal reformlar yapması gerekiyor. Ama durun bir şeyi atladık, Türkiye’nin zayıf ‘sosyal uyum’ karnesini tabi ki. Eğer bir ülkenin ‘sosyal uyum’ karnesi zayıfsa ki Türkiye’nin zayıf, bu durum riski yönetme kapasitesini doğrudan olumsuz etkilenmektedir. Siz mevcut durumu yönetemeyince, mevcut polarizasyon sizin reform yapma ve büyümü kapasitenizi olumsuz bir şekilde etkiliyor. Hal böyle olunca basit bir kelebek etkisi ile ‘sosyal uyum’  eksikliği toplumsal, siyasi, iktisadi ve hatta hukuki süreçleri olumsuz etkiliyor.

Ne Yapılmalı?

ne yapmalı

Dün(2002 sonrası) Türkiye önceliklerinin farkında olan ve bu doğrultuda hareket eden ülke imajı veriyordu. Bugün Türkiye’ önceliklerini belirleyemiyor ve bunun siyasi, toplumsal, iktisadi. Vs. etkileri çok daha fazla hissediliyor.

Geçmişte olduğu gibi yine Türkiye önceliklerini belirlemeli. Ülke politikaları çerçevesinde yürütülen bu süreçte bireyin sergileyeceği tutum kuşkusuz çok önemlidir. Bunun için toplumdaki her bireyin birlikte tartışıp, birlikte karar vermesi gerekiyor ve en önemlisi birbirimize güvenmemiz ve birleşmemiz gerekiyor.

Peki, Ya Kutuplaşmama?

Kutuplaşmanın ortadan kalkması; pozitif ve negatif kutuplar arasındaki gerilim farkının kalkması; depolarizasyon olarak ifade edilmekte ve bizim toplum olarak ihtiyacımız da budur.

Türkiye’de özellikle son dönemde ‘din’ ve ‘sekülerleşme’ ekseninde iki toplumsal kutup oluştuğu gördük. Pek tabii ‘din’ ve ‘sekülerleşme’ ekseninde ki bu kutuplaşmayı cumhuriyetin ilk yıllarına kadar geriye dönük izini sürebiliriz. Burada asıl dikkat çekmek istediğim nokta 2000 sonrası ‘din’ ve ‘sekülerleşme’ eksenindeki kutuplaşmanın artış göstermesidir. 2002 AK Parti’nin iktidara gelişiyle birlikte muhafazakârların yönetimde söz sahibi olmasıyla ilgili ciddi tartışmalar başladı. Öyle ki 2007 yılında eşi başörtülü bir cumhurbaşkanının seçilme ihtimali bile ciddi tartışmalara zemin hazırlamıştı. Bu konu bile ciddi kutuplaşmaların ateşinin fitillemişti.kutuplaşma

Geçmişe dönüp baktığımızda bu ve benzeri yaşananlar komik geliyor, gülüyoruz.. daha sonra utanıyoruz tüm bu yaşananlardan dolayı. Yarın da bugünler için aynı durumu yaşayacağız, bunu tahmin etmek için medyum olmaya gerek yok.

Kutuplaşma, uzun süreçlerde varlığını korumak için tarihi bilgilerimizi köreltmek adına güncel ayrılıkların temelin atmakta. Çoğumuz yukarıda verdiğimi örneği hatırlamıyor. Peki, sebebi ne? Yakın zamanda zaten kutuplaşmak için fazlaca neden bulduk. Kutuplaşma tam bu yüzden resimlere makro perspektiften değil de mikro perspektiften bakmamıza sebep olmakta. Ve bizde geçmişimizi bu kara delikte kaybediyoruz…

Sosyal uyum eksikliğinin kelebek etkisiyle tüm sitemi olumsuz etkilediğini ifade ettik. Peki biz ne yapabiliriz? Sonuçta geniş kitleler söz konusu. Yazının başında “..bilinçaltımızı kendine yer edinmiş kara delik mi?” demiştim hatırlarsanız. Bence her ne kadar yanlış politikalar uygulanırsa uygulansın ‘bireyin’ burada ki kelebek etkisi çok daha olumsuz sonuçlara sebebiyet verebiliyor. Kutuplaşma bireyin iç dünyasında başlıyor. Kendi içimizdeki kutuplaşma dışa vurumla kitleleri etkileyebiliyor. Biz belki bunun farkında değiliz ama bu böyle. Kendimizi sebebini ve sonuçlarını bilmediğimiz bir şeye inandırmışız, ‘kutuplaştık’! Hayır, kutuplaşmadık. Biz sadece düşünüp kafa yormaktan kaçmak için bunu sürekli dile getiriyoruz. Düşünüp kafa yormaktan kaçtığımız şey sadece kendi hayatlarımız değil, yine kelebek etkisine bağlayacak olursam J tüm evreni ilgilendiren bir şeyden kaçıyoruz.

Kutuplar soğuktur. Kutuplardan ve kutuplaşmaktan uzak durmalıyız aksi halde geri dönüşü olmayan hastalık/hastalıklara yakalanırız.