Bugün, Kazakistan sınırları içerisinde yer alan ve yaklaşık 45 yıl önce 68.000 km2 yüz ölçümüne sahip olan Aral Denizi, Orta Asya’nın en büyük tatlı iç sularından biriydi. Yüz ölçümü bakımından dünyanın en büyük dördüncü gölü olarak adlandırılır. Hatta bazı kaynaklarda deniz olarak geçer ancak bu deniz son yıllarda eski yüz ölçümüne oranla %90 küçülmüştür.

NASA tarafından 2014 yılında yayımlanan Aral Denizi’ne ait uydu görüntülerinde denizin doğu havzasının artık tamamen kuru olduğu görülmektedir.

aral denizi

Peki ne oldu da bu devasa göl yok olmanın eşiğine geldi?

Aral Denizi’nde Gerçekleşen Faaliyetler

1950’lerde Aral Denizi balık bakımından zengindi ve Sovyetler Birliği’nde tüketilen tüm balıkların altıda biri bu denizden sağlanıyordu. Denize kıyısı olan iki ülke, Kazakistan ve Özbekistan, o zamanlar Sovyetler Birliği’ne üyeydi. Gölü çevreleyen uçsuz bucaksız bozkırlar, tarım arazileri, hükümete özellikle pamuk tarımı olmak üzere kitlesel olarak ilgili arazilerin tarımsal açıdan geliştirilmesi fikrini verdi. Bölge kurak olduğundan ve sulama için hidrolik altyapılardan yoksun olduğundan hükümetin düşündüğü ürünler için arazi pek uygun görünmüyordu. Bu nedenle Sovyet mühendisleri Aral Denizi’ne akan ana nehirlerin, özellikle Amu Daria ve Sir Daria’nın sularını kullanmayı planladılar. Proje, 1960 yılında, nehirlerdeki suyun üçte birini pirinç tarlalarına taşımak ve daha fazla su gerektiren mahsullerden biri olan pamuk tarlalarını sulamak için 500 km uzunluğundaki bir kanalın inşasına dayanan muazzam bir altyapı planını kapsıyordu.

Yok Olan Bir Deniz: Aral Denizi 1

Zamanın Sovyet mühendisleri bu amaca hizmet etmek için yaklaşık 20.000 mil uzunluğunda kanal, 45 baraj ve 80’den fazla rezervuar dahil olmak üzere muazzam bir sulama ağı kurdular.

Aral Denizi’nin Yok Oluşu

Sovyet mühendislerin, Orta Asya bozkırlarını yeşillendirmek üzere kurdukları sistem sızdıran ve verimsiz bir sistemdi. Orta Asya’nın en güçlü iki nehri olan Amu Daria ve Sir Daria nehirleri yıllar içinde damla şeklinde akmaya başladı. 

Aral Denizi, bu kanalın inşaasını takip eden yıllarda, Aral Denizini besleyen nehirlerin verimsizleşmesi ve denizin buharlaşmasıyla orijinal denizin onda biri büyüklüğünde ve çok daha yüksek tuzluluk oranına sahip bir avuç küçük bir göle dönüştü.

1980’lerin başında, mühendisler nehirlerden denize ulaşan su miktarının 1960’lara göre sadece %10’u kadarının denize ulaştığını fark ettiklerinde artık çok geçti. Yüzeyin çoğu kurumuştu ve geri kalanı da hızlı bir şekilde kuruma sürecine devam ediyordu. 1989’da, büyük su kütlesi ikiye bölündü ve bir su kütlesi kuzeyde, diğeri ise güneyde Kuzey Aral Denizi ve Güney Aral Denizi olarak adlandırıldı.

Yok Olan Bir Deniz: Aral Denizi 2

2009’a gelindiğinde, Aral Denizi çoktan orijinal yüzeyinin yarısını yani İrlanda adasına eşdeğer bir yüz ölçümünü kaybetmişti ve hacmi dörtte bire düşmüştü. 2010 yılında ise daha fazla yağmurun ardından toparlandı. Yakındaki rezervuarların ve sulak alanların %95’i çöl haline gelmiş ve 60.000 hektarlık yüzeye sahip en verimli alanlar olan deltaların 50’den fazla gölü kurumuştu. 

Bu Felaket Domino Etkisi Yarattı

Aral Denizi’nin hızla küçülmesi bölgede çok sayıda çevre sorununa yol açtı. 1980’lerin sonunda deniz, 1960 öncesi su hacminin yarısından fazlasını kaybetmişti. Sığlaşan deniz bir çeşit negatif döngüye girdi. Sığlaşan deniz daha hızlı buharlaştı ve buharlaştıkça sığlaştı. Böylece denizdeki tuz ve mineral içeriği hızla yükseldi ve suyu içme amacından çok uzağa götürdü. Denizde bir zamanlar bol miktarda bulunan Mersin balığı, sazan, bıyıklı, hamamböceği ve diğer balıkların varlığı tehlikeye girdi. 

Denizdeki balık neslinin tükenmesiyle bölgedeki balıkçılık sektörü büyük bir darbe aldı. Aralsk limanında 1970 yılından itibaren sular çekildi ve bölge sakinleri denizin gün geçtikçe uzaklaştığını fark ettiler. Gemiler, felaketin bir simgesi olarak tuzlu kum çölünde mahsur kaldı.

Yok Olan Bir Deniz: Aral Denizi 3

Diğer yandan, Aral Denizi iklimsel faaliyetler üzerindeki etkisini kaybetti: Kışlar ve yazlar daha sert geçmeye ve toz fırtınaları kıyı bölgelerini etkilemeye başladı.

Halk sağlığı üzerindeki etkiler ise çevresel felaketlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerini net bir şekilde ortaya koyuyordu; lenfatik, karaciğer ve boğaz kanseri, anemi, kronik bronşit, tüberküloz, tifo, hepatit ve astım gibi hastalıklar bölgedeki hastalıklara birer örnek. Bu hastalıkların çoğu ise bölgedeki toz miktarına ve tuz oranına bağlı.

Tuz fırtınaları, çevre arazilerdeki bitki örtüsünün %40’ını yok etti ve bölgede tarım artık mümkün değildi. Bu sebeplerle bölgedeki halk daha yaşanabilir bölgelere doğru göç etti. Bu durum, Sovyetler Birliği dağıldığında ve Kazakistan ve Özbekistan 1991’de bağımsızlıklarını kazandığında demografik dengesizliğe ve sınır ötesi sorunlara yol açtı.

Yok Olan Bir Deniz: Aral Denizi 4

Aral Denizi Kurtarılabilir Mi?

2005 yılında, Sir Daria’nın sağlığını iyileştirmek ve Kuzey Aral Denizi’ne akışı artırmak amacıyla Kazakistan’da Dünya Bankası tarafından finanse edilen bir baraj ve restorasyon projesi başladı. O zamandan beri su seviyesi orada yükseldi ve tuzluluk nebze azaldı. Kuzey Aral Denizi sadece altı ayda seviyesini dört metre yükseltti, bir yılda üçte bir oranında büyüklüğünü artırdı ve su faunasının bir kısmını geri kazandı. 

Denizin kuzey kesimi doğanın tercihiyle geri kazanıldı. Bu, negatif buharlaşma döngüsünü tersine çevirdi: sudaki yüksek tuzluluk oranı azaldı ve buharlaşma yavaşladı. Böylece denizin durumu stabilize oldu.

Kuzey Aral Denizi’nde balıkçılık yeniden uyanıyor ve çiftçilik kolaylaşıyor gibi gözüküyor ancak uzmanlar, felaketi tetikleyen faktörlerin çoğunun hala mevcut bulunduğunu ve tam iyileşmenin son derece zor olduğu konusunda uyarıyorlar. Güney Aral Denizi kısa vadeli çözümlerden yoksun olmaya devam ediyor ve iklim krizi de kuraklığı tetikliyor.

Aral Denizi’nin yok olması, ne yazık ki son yıllarda uluslararası bir çevresel trajedidir. İnsani ve yaşamsal hedefler uğruna hatalı uygulanmış bir sulama projesi sonucunda Aral Denizi’ni besleyen iki büyük nehrin sularının yarıdan fazlası verimsiz kullanılmıştır. Su yönetiminde yapılan küçük bir hatanın kocaman bir denizi yok etmesiyle sadece çevreye değil insan sağlığına da ne denli kötü etkiler olabileceğinin bir örneğini gördük.

Musluğu her açtığımızda aklımıza bu olayın gelmesini diliyorum. Suyumuza sahip çıkalım. Yüz binlerce yıl önce kullanılmış bir suyu tekrar tekrar kullandığımızı, gezegenimizdeki suyla yetinmemiz gerektiğini unutmayalım.

Editör: Berfincan Doğan