Zaman Neden Bazen Akar, Bazense Geçmek Bilmez?

Anı dolu dolu yaşadığımız zaman, zamanın nasıl geçtiğini anlamayız. Sevmediğimiz bir dersteysek, o zaman geçmek bilmez. Sanki dakikalar saatlere dönüşmüş gibidir. Bunları yaşarken kafamızda hep bu soru canlanır. Zaman gerçekten de sabit bir kavram değil midir?

Zaman Göreceli Midir?

Albert Einstein’ın daha çocuk yaşlardan beri ışığa olan merakı yaptığı çalışmalarla İzafiyet Teorisi’ni ortaya koymuştur. İzafiyet Teorisi’nden önce Newton’un ortaya attığı hareket yasaları ile olaylar açıklanmaya çalışılıyordu. Newton’a göre kütle çekimi tüm evrendeki nesnelere etki ediyordu. Fakat Newton bu kütle çekiminin nereden geldiğini çözememişti.

Einstein'in İzafiyet Teorisinin Değeri 62 Bin 500 Dolar

David Hume’un 1789 yılında yazdığı “İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme” adlı eserinde zamanın göreceli olması kanısındaydı. Eintein’ı bu araştırmalara iten bu eser olmuştur. Hatta bu konu hakkında şöyle konuşmuştur.

Bu felsefik çalışmalar olmasaydı, ben büyük olasılıkla çözüme ulaşamayacaktım.

1905 yılında Einstein, iki ilkeye dayanarak yeni bir kuram geliştirmiştir. Bunlardan biri yasaların tüm gözlemcilerde aynı gözükeceği, diğeri ise ışık hızının değişmez olduğudur. Einstein’a göre gözlemcinin göreli hareketine bağlı olarak ışığın hızını değişiyordu. Bu ilkelerin sonucunda, evrende sabit bi referans noktası olmadığını ve  her şey başka bir şeye göre hareket ettiği sonucu çıkarılmaktadır.

Zaman, her gözlemci için aynı akmaz. Işık hızına ulaşmış bir gözlemci için zaman daha yavaş akmaktadır. Bunu en iyi açıklayan olay İkizler Paradoksu’dur.

Yaşları Farklı İkizler

Zamanın yavaş akmasından yukarıda bahsetmiştik. Siz ne kadar ışık hızına yaklaşırsanız, çevrenize ait olan her şey yavaşlar. Asıl tuhaf olan konu sizin bunu farketmeyecek oluşumuzdur. Çünkü beyninizde düşünce üreten nöro-sinaptik hücreler de daha yavaş bir hızla çalışmaya başlar. Yani, zamanın sizin için yavaşlaması sizin tarafınızdan hiçbir şekilde farketmeyece fakat sizi gözlemleyen herkes tarafından farkedilecektir. Bu durumu en iyi İkizler Paradoksu açıklamaktadır.

Şimdi elimizde Atakan ve Mert adında ikiz kardeşler olduğunu düşünelim. Bu kardeşler aynı gün doğdular ve şu ana kadar aynı gezegende yaşadılar. Şu an Atakan’ı ışık hızının%90’ına yakın bir hıza ulaşacak bir araca bindirerek uzaya yollayalım ve Mert’i de Dünya’da bırakalım. Atakan kendi zamanına göre 5 yıl yolculuk yaptıktan sonra geri döndüğünde sizce Mert’i nasıl bulacaktır? Uzaya gönderdiğimiz Atakan’ın saati dünya saatinin yalnızca %44’ü hızında işlemiş olacaktır. Yani dünyada geçen her 100 saniyede Atakan için yalnızca 44 saniye geçmiş olacak. Sonuç olarak Atakan, ikiz kardeşi Mert’e göre daha az yaşlanmış olacaktır.

İkizlerimizin adları Ahmet ve Mehmet diyelim, 40 yaşındalar.

Peki ya aracın hızını %99’a çıkarırsak ne olur?

Böyle bir durumda Atakan’ın saati dünya saatinin yalnızca %14’ü hızında işler. Yani Atakan bu hızla 7 yıl seyahat ederse, dünyaya döndüğünde ikiz kardeşini tam 50 yıl yaşlanmış olarak bulacaktır. Eğer hızı %99.9’a çıkarırsak, Atakan’ın saati dünya saatinin yalnızca %4.5’i hızında işler ve Atakan 5 yıl sonra dünyaya döndüğünde ikiz kardeşi Mert’i 110 yıl yaşlanmış olarak bulur.

Kısacası zaman kişiseldir, biz onu belirli standartlara koymuşuz ama o hiçbir zaman bu stardartlara bağlı kalmamaktadır. Su gibi akan dakikalar ya da geçmek bilmeyen dersler gibi. İşte o konumda referans biziz ve biz nasıl istersek öyle akıyor. Kısacası güç bizde. Zamana korkmadan hükmedin, onun hükmetmesine izin vermeyin. 🙂

Bilgiyi Yay!